Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2021 Cuma

Arcadiopolis-Αρκαδιούπολις.... Şiir (Turkia)

Arcadiopolis


Geceye yanık acı bir katran kokusu sarılmış

yolları asfaltlıyorlarmış,

konu komşu yıllarca tozun çamurun çilesini çekmiştik...

Yüzlerce evin yıkılışını,

yerlerine heybetli korkusuz apartmanların 

gökyüzüne uzanışını gördüm.

Süpermarketler, alkol kokan sokaklar, köşebaşındaki kokoreççi

tozlu yolların köhne tek katlı evlerini hatırlatmaz oldu...

Asfalt yolda yürümek kolay,

insanı tökezletecek binlerce irili ufaklı çukurdan yoksun.

Oysa ayakkabılarım bu yollarda eskimesini göremeyeceğim;

şehrin sokaklarında eski bir dost ararken

hayallerimde kaybolmanın çıkılmaz girdabı alıp götürüyor

gecenin katran kokusunu...

Bu şehirde zaman 

sigaramdan tüten 

duman.

Hatıralarsa 

kirli ve yapışkan 

nikotin.

Gecenin karanlığı genç bir kızın saçlarını sarmış,

kız saçlarını geceye buluyor...

Zaman yağmur gibi akıp gidiyor beyaz teninde,

meğer nice güzel serpilmiş güneşten habersiz...

Televizyonların uğultusu balkonlarda

misafir edasıyla kurulmuş...

İki ihtiyar televizyonun önünden ayrılmıyor

zaman karlı bir görüntü...

Kalbimi eski bir udun nağmelerine bıraktım,

şehrin karanlık sokaklarında yapayalnız dolaştım durdum,

gözyaşlarım şehrin karanlık sokaklarına düşmeden

uzak bir diyarın alaca bulutları kol kanat gerdi üzerime,

şehrin semalarını arşınlayan bir güvercin geçmedi gözlerimden...

Binlerce kuzgun telefon direklerini sarmış

ağlıyor insanlara katran kokuları arasında.


Aralık 1995 














5 Eylül 2011 Pazartesi

Gökada

Nice uykusuz gecelerde seyirten
bir gaz lambasının parlak ışıltısı,
bekleye bekleye kavak yelleri altında

yeşil bir kurbağa;

hiç unuturmuyum evin küçük havuzunu
ve içinde şeytan böcekleri,
öyle demişlerdi öyle bilmiştim;
göğün karasında bunca yıldız
gecede bunca derin sessizlik
ne görmüştüm ne de duymuştum,
belki ömrümün tek baharı
gün değil geceydi bir andığım;
tüm sitemlerim ve sorduklarım
neyin değişebileceği ya da değişmezliği,
bir tek günüm var mıydı ağlamadan,
çevrelenmiş adamız gölle

içinde yeşil bir kurbağa.



E.Özdemir



17 Mayıs 2011 Salı

Aşk Şiirleri

Bu gece şiir yazmak isterdim sana
şiir dünyanın olsun
bir tek sözüm sana
şiir değil ruhumun ebediyete uzanan kapısını açıyorum
gözlerimi kapadım
ve sabaha kadar seni düşüneceğim...
belki sen dünle uyudun
bense zamanın esaretini kırdım
ne yerde ne gökte
bilinmeyen bir yerde yanaklarından öptüm
gün geceden anlamaz güzelim
anlamaz soğuk rüzgarlar kızgın kum tanelerini
sevdim seni
ölümü gördüm yanıbaşımda
korkma!
aramızda yazgımın bilinmez inadı
mezarımı kazdırmam kimseye
yeniden uyanacakmışcasına uzanırım yatağıma...
sanadır sözlerim
nasıl gözlerimi yollarına serdiysem
anlamsız değil bu rüya
nerede güneş-acı dolu eski yaşamlar?
gözlerimi kapadım
yalnızlığın içinde
maviyi severdim,yeşili sende buldum
karanlığı...yüreğimde
hani nerede Akdeniz-denizkızları?
gözlerini ver başımın üstündeki toprağa
her bahar yemyeşil
kalanı etimle çürüyecek...
karanlığım aydınlanırken hatıralarımdaki saçlarınla
ayrıkotları sardı erimeyen kemiklerimi
sesim çıkmadı yinede
hasretin düşürdü çenemi
kırk gün...kırk yıl...
geldi geçiyor
düş kurma sevgilim düşten bir gecenin içinde
ben ölümsüzlüğü yalnızlıkta bıraktım
ellerim inadederken kurda böçeğe
beklemiyorum bir dost yüzü
ellerini göğe açmış
ben yalnızlığı yaşarken tatmışım
bırak gitsin bu yorgunun nasırlı elleri yüzünün çizgilerine
duaları kabul görür
adımı bilmeyenlerin...
ağlayan bir dost sesi duyarsam toprağımda
bir dostum ağlarsa
yarın bağrımda bir çiçek kalmaz açacak
gözlerinden yaş düşmesin...

Bu gece şiir yazmak istedim sana
bir rüya
seni benden alan
beni sana götüren
bir rüya bir rüya...

Bu gece şiir yazmak istedim sana
kırılmış sözlerimin inadı
sözlerim ekilmiş bahçenin verimli yerine
bir kış değil daha çok var...varmış...
sabredebilir mi gece güne
seni bulmaya gidiyorum
seni sevmeye gidiyorum
omuzlarımda hasret
ellerimde umut

bekle dediysem de gözlerime
düş kuracağım
uzun bir gecenin kuytu köşesinde
seni bulmaya gidiyorum
gözlerimin kapalı gecelerinde...
seni sevmeye gidiyorum
günün ilk ışıklarıyla...
sonsuz bir sesleniş Apollonun oklarıyla vurulan...


E.Özdemir

Kral

Dostlarımı görmeyeli uzun zaman oldu
bir sağırlık
haykıramamak
yüreğimin kelepçesi

bedeli ödenmeye çalışılan günahlar
''şiir çalmıştım kahve kokularıyla kavrulmuş
demir bilyeler yutkundum sanki çifte kavrulmuş''

dost kahvesi hatırına
fildişi beyazında fincan kırıkları

az veren candan verirmiş
peki ya kendinden çalan
nereye saklar çaldıklarını

kar beyazında dişlerin çürümeyecek mi ?
çürümez deme
super marketten alınmış diş macunu değil
kara toprak
çürümüşlük yürekte başlarken
belki en son gülüşün sarkar
örümcek yuvası ağzından

Ali Baba ve Kırkharamiler
gözlerim yaşlı
görüyorum
haramiler kırkı çoktan geçti

açıl susam açıl hazinen geldi

deniz ayırıyor iki dağı
dağlanmış yüreğim denizle ayrılmıyor
engin bir mavilikte yüzüyor

işte ıslak bir sonbahar sabahında
rüzgarın gözlerime çam kokusu ekiyor

sevişen bedenler
yorulan yürekler

günbegün gözlerimdeki yataklarda yaltaklanan
tahtına kurulan kurnaz kral

kralın soytarısı

bir zaman bir deniz
ayaklarımın bağı
sevdiğime gittim sevisiz döndüm
köyüme gittim dağsız döndüm

eski dostlar sıralandı hayallerimin yolunda
uzakta bir çoban
yayılmış dağ gibi yeşilliklere kuzularıyla
bir çakal kopardığı yüreği gömüyor
ormanın karanlık kuytularında

uzaklarda bir çığlık
kar gibi
savruluyor rüzgarlarla ormanın üzerine

gün yükselirken adımlarımı salıverdim
senden uzaklara
gece sararken göğü
kuzularımı topladım

çoban krallar

türkü söyledi bir zamanlar

göğümde güneş
adımlarım dik
ekmeğim temiz

E.Özdemir

Zehir Taciri

Rüya...
rüyama ...
soğuk bir odanın ıssızlığını yansılayan
naftalin kokulu yorganlarında yattım

yağmur damlası akarken penceremden
esaretimde bir göz kırpışı...

rüya...
rüyama...
girdi kanları süzülen bir hançer

rüyama yatmışım
nikotin yapışmış bir gecede
penceremin kenarı erguvan,fesleğen

ufku bin parça,paramparça
yıldızlara sarılmış bir bahçe içinde
aşkın sorgusu
böcek gibi aheste

sallanır gibi atılan adımlar
zıttına zakkum zehir
inadına böcek pisliği...

çamağacı kokan yaz
geçmiş günlerin demirattığı berrak duru bir liman
deniz
penceremin uçunda
deniz
cumbalı evlerin fesleğen kokuları arasında sessiz bir güzel

gökgözlerin
göğü yansıtan derinliğin
zamanı kovalayan bir yel gibi sözlerin
akrep düşürdü paçalarımdan
zehir aktı dingin bacaklarıma

Aşil gibi vuruldum
Aşil gibi yakıldım

günahımı bilsem etim solardı bir adım dahi atmadan
zaman zerkoldu
zehir yayıldı bacaklarımdan vücuduma

söz gibi unutulan
unutulan ne varsa...
rüzgarlarla savrulan etlerim
didiklenen ciğerim
çalmayın severek vereceklerimi

nasıl büyük bir yemin ettimde döndüm sözümden
hangi kutsal toprağa bastım bilmeden

sar beni
sakla gece beni
yatağım acı

rüya...
rüyam...
söyle günahımı
ve ölümün kazanmadığı bir aşk ver bana...


E.Özdemir

8 Nisan 2011 Cuma

Sözler 2

Bir çorbaya döndüm?..
Yakından...Trakya usulü yeşil mercimek...
Tarhana...Buğday aşı çorbası...
Uzaklaş...
uzaklaş...
biraz daha...
Samanyolu....
Algılanan evrenler...evrenler...

22 Şubat 2010 Pazartesi

O zaman

dört duvar

bıraktığın yerdeyim
anahtarı kayıp bir ızdırap gibi
mühürlenmiş kapılar ardındayım

mahkumum

mahkumum ölümden uzak bir düşe
yüzümü sürüyorum yıldızlı bahçenin duvarına
kapısı açık bir zindan bu
hem bekçisi hem mahkumuyum

ya cellad nerede

gündüz kopardıklarımı gece ekiyorum kemiklerime
bir mühlet
güneş yakısı
zehirli böcekler
kavursun hayalinde adın olan yüzsüzü

o da gelecek

bıraktığım yere
yaşların aktığı yanaklarıma
yalanların söylendiği dudaklarıma
ağlamlarıyla suskunluklarıyla
uyanan ölüler gibi odama gelecek

ve ben ona diyeceğim

sonsuz bir gün gibi
her şeyi bana vereceksin...

E.Özdemir